Reklam çekimi için İstanbul’a gelen latin sanatçı Topkapı Sarayı’ndan çok etkilenmişe benziyor.Türk sinemasından bir teklif gelse senaryosunu beğendiği takdirde hemen kabul edeceğini söyleyen star “bir Türk’ü oynamayı çok isterim”diye konuşmuş.Bu gurur verici bir olay bence.Kendisini çok büyük gördüğümden değil dünyada Türk olmayan bir insanın bize,bizim kültürümüze özenmesi beni her zaman heyecanlandırmıştır.Hatta Latin Amerikalı olduğu için kendisini fiziken Türklere bile benzetmiş.En çokta Topkapı Sarayı’nda bulunan mücevherler etkilemiş ünlü sanatçıyı.Hangi kadını etkilemezki!!!Kösem Sultan’a benzemek istediğini söyleyen yıldız Amerikalı olmayı sevdiğini fakat Amerika’nın Türkiye gibi bir geçmişi olmadığını söyleyerek bizim ne kadar büyük bir ulus olduğumuzuda belki bilerek,belkide bilmeyerek tüm Dünya’ya bir kez daha hatırlatmış oldu…Bu gurur verici haberi paylaşmak istedim HOŞÇAKALIN.
Nisan 7th,2009
Haber |
1 Comment
Hepimizin severek izlediği hızlı ve öfkelinin dördüncü filmi 3 nisanda sinema severlerle buluştu.Birçoğumuz bu tarz aksiyon ve macera filmelerini nefesimizi tutarak izleriz dördüncü filmde de bu değişmeyecek emin olabilirsiniz.Sadece yarış ve modifiyenin bulunmadığını söylemek istiyorum.Filmin konusu tabiki arabalar fakat biraz aşkı fazla serpmişler sanki buda izleyici kitlesini genişletmek amacı ile yapılmış diye düşünüyorum.Sonuç itibarı ile güzel ve keyif verici bir film olmuş emeklerine sağlık diycem ama bu bütçe ile de boyle bir film yapılmalı zaten.Müjde olarak serinin yeni bölümünde herşeyin başladığı yere,Los Angeles’a geri dönecek olan ikili, orada ilk filmin iki güzeli Michelle Rodriguez ve Jordana Brewster ile buluşarak Los Angeles caddelerindeki egzotik araba yarışlarından Meksika çöllerine kadar akan yüksek oktanlı bir aksiyon - macera filmine imza atacaklar..Fazla uzatıp sizleri sıkmıycam.Kısaca 4ün konusunu aşağıda sizlerle paylaştım.Bir sonraki sinema yolculuğumuzda buluşmak üzere HOŞÇAKALIN.
KONU:Los Angeles sokaklarında yeni bir suç dalgası başlayınca kaçak yaşayan eski dolandırıcı Dom Toretto (Vin Diesel) ile ajan Brian O’Conner (Paul Walker) arasındaki eski husumet yeniden alevlenir.Ancak ortak düşmanlarıyla mücadele etmek zorunda kalınca ikisi arasında belli belirsiz de olsa yeni bir güven ortamı oluşmaya başlar. Ortak düşmanı safdışı etmenin başka yolu olmadığı için birbirlerine güvenmek zorundadırlar.Omuz omuza mücadeleye girişen iki erkek intikam almanın en iyi çaresini bulmuştur: Direksiyon başındayken mümkün olan en yüksek limitleri zorlamak…
AYRINTILAR:Dünya sinemalarında 602 milyon dolar hasılat toplayan serinin yeni halkası 145 milyon dolarlık dev bir yapım bütçesiyle gerçekleştirildi.
Nisan 6th,2009
Sinema |
2 Comments

YENİ İNÖNÜ
Arkadaşlar gördüğünüz gibi İnönü stadının yerini yeni muhteşem bir stadın alacağı gündemimizi oluşturmakta.Sizlerle yeni stad projesini paylaşmak istedim.Bu konuda yönetimin ne düşündüğü ve gelecek hakkındaki bazı düşünceleride şöyle..
Başkan Yıldırım Demirören, mayıs ayında İnönü Stadı’na ilk kazmayı vurmayı planladıklarını açıkladı, “İnşaat süresince maçlarımızı Anadolu’nun çeşitli kentlerinde oynayacağız. Anadolu’ya gitmemizin temelinde buralara Beşiktaş sevgisini daha da aşılamak yatıyor” ifadelerini kullandı.İnönü Stadı’yla ilgili kararın Anıtlar Kurulu’ndan çıkma aşamasında olduğunu vurgulayan Başkan Demirören, ilk kazmayı Mayıs ayının sonlarına doğru vuracaklarını açıkladı.
Yeni stadın her türlü projesinin hazırlandığını vurgulayan Başkan Demirören, Beşiktaş’ın kasasından bir lira çıkmayacağını, yap-işlet modeliyle stadı kulübe kazandıracaklarını kaydetti.
Tarihi İnönü Stadı’nın yeniden yapılmasının 110 milyon euroya malolacağını kaydeden Yıldırım Demirören, “Projeler hazır. Anıtlar Kurulu’nda işlemler hızla yürüyor. İznin çıkması halinde İnönü’ye ilk kazmayı Mayıs ayında vurmayı hedefliyoruz. Biz devletten yer istemiyoruz, var olan stadı yıkıp, yerine her yönüyle modern bir stad yapmayı hedefliyoruz. Bu rüyamızın gerçeğe dönüşmesine az kaldı. Şampiyonluklar elbette önemli, ancak tesislerle tarihe geçiyorsunuz. Daha önceki yönetimlerin başlattığı Fulya Projesi’nin bitirdik. Şimdi sırada İnönü var. Tribünleriyle, oto parklarıyla, localarıyla, beş bin kişilik konferans salonuyla örnek bir stad olacak. Yılda 30 milyon euro gelir getirecek” dedi.
Şimdiden hepimize hayırlı uğurlu olsun.Keyifli şampiyonluklar yaşarız inşallah…Hoşçakalın.
Nisan 6th,2009
Spor |
1 Comment
Çanakkale Savaşı bence yüzyılımızın en büyük savaşıdır.Birinci Dünya Savaşını kazanmak isteyen düşman devletler ellerindeki gemi ve asker gücünü kullanarak Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u ele geçirmek istiyorlardı.Osmanlı ordusu,İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır.300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir.Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü,18 Mart 1915 tarihinde,düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır.Bu nedenle, her 18 Mart gününde Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri,3 Kasım 1914’de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar.Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar.19 Şubat 1915’de düşman donanması kesin hücuma başladı.Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler.18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı.Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız,topraklarımıza karadan girmeyi denediler.İngiliz, Fransız,Avustralya,Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar.Kara savaşları,9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir.6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur.25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında,yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.Çanakkale Savaşları,Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır.Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyorum.Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızı bilmemiz gerekir.Şehitlerimizin ruhu şad olsun.Onların soyundan gelenlere borcumuzu asla ödeyemiycez.Saygıyla ve sonsuz şükranla anıyorum herbirini.Allah bizlere bir daha böyle bir savaş göstermesin…
Mart 15th,2009
Haber |
No Comments
Bizi anlatan gözlükler,her şeyi güzel görmemizi sağlayan camlar…
Hayatımızda hepimiz bir şekilde takmışızdır bu gözlükleri.İsteyerek,bilerek,sonunun ne olacağını kestiremeyerek..
Dünya gerçekten bambaşka bir hal alır o gözlükleri taktığımız anda.Her insan iyidir,yaptığımız her şey,söylediğimiz her söz olması gerektiği gibidir.Bu camların bir gün kırılıcağını hiçbir zaman düşünmeyiz.Pembe camlara o kadar alışırızki, dünya da başka hiçbir renk kalmamıştır.Siyahı,karanlığı bile göremeyiz.
Bir gün hiç beklemediğimiz bir anda çatlamaya başlar bu pembe camlı gözlük.Her çıtırtı kalbimize dokunur,acıtır.hala kırılmamış olması bizi hemen direnmeye,onarmaya çalışmaya iter.Kimi zamanlar onarmaya çalışırken başarılı olduğumuzu düşünürüz ama aslında bu kendimizi kandırmamızdan başka bir şey değildir.Çünkü cam çatlamıştır bir kere hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Çatlakların arkasından yaşamaya çalışırız.Görüş alanımız daralmış,gerçekler teker teker belirmeye başlamıştır.Her göz göze gelişimizde daha çok korkarız gördüklerimizden ve göreceklerimizi düşünürüz.Alışkın değilizdir farklı renklere.Yine de devam deriz sebepsiz…
Gün olur ki çatlaklara bile tahammül edemezken bir anda pembe camlar tuzla buz olur.İşte o an tokat gibi çarpar yüzümüze gerçekler.Artık bize yaklaşan insanlar iyi gelmez gözümüze,yaptığımız şeyler keyif vermez.Hayat anlamsız bir hal alarak renklerini göstermeye başlar bize.Hayatın da en sevdiği renk zaten siyahtır.Bizde dediğim gibi siyah nedir bilmeyiz…
Gerçeklerin,renklerin,en önemlisi siyahın kötü tadını almaya başladığımız zaman ne yapsam da o gözlüklere ulaşsam diye düşünürüz.Farklı gözlükler beğenir,kendimize yakıştırmaya çalışırız.Yeni gözlükleri takıp aynaya her baktığımızda içimiz acır.Gözlüklerdeki en ufak farklar bile bizi ondan uzaklaştırmaya yetmiştir.
İşte o zaman son gerçek de vurur yüzümüze…
Hiçbir gözlük yerini tutamayacaktır ilkinin.
Damla KAYA
İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için işyerinden alacağınız İşten Ayrılma Bildirgesi ile birlikte, işyerinizin bağlı bulunduğu İŞKUR’a başvurmak gerekiyor. Bunu da işten ayrılma tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde yapmak şart.
İşsizlik ödeneğinden kendi istek ve kusurları dışında işsiz kalanlar yararlanabilir. 3 yıldan az çalışanlara işsizlik ödeneği verilmemektedir.İşsizlik sigortasından yararlanmak için işten ayrılma tarihinden geriye dönük olarak son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş olmak gerekiyor.Son 120 günü kesintisiz olmak zorunda.Sigortalı işsizler prim ödeme sürelerine göre en az 180, en fazla 300 gün süre ile ödenek alabiliyor.Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son 4 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak bulunacak günlük ortalama net kazancının yüzde ellisi olarak hesaplanıyor.İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmuyor.Son 3 yıl içinde en az; 600 gün çalışmışsa 6 ay,900 gün çalışmışsa 8 ay,1.080 gün çalışmışsa 10 ay süre ile işsizlik ödeneği alıyor.Hoşçakalın…
Arkadaşlar bu zamana kadar ülkemizde petrol yok olsa bile yatırım yapmaya değmez harcamaları bile karşılamaz sözleri ile kandırıldık.Kimler kandırdı?(Bu konuya ilerleyen zamanlarda değineceğiz zaten)Peki bunun sebebi ne?Sebebi bence çok açık ülkemizi muhtaç duruma düşürüp,istediklerini yaptırma gücüne sahip olmak istemeleridir.
Ülkemizde her geçen gün yeni bir petrol kuyusu aktif hale getiriliyor.Kim haberdar acaba bence yeteri kadar insan bunu bilmiyor.Sadece 2008 yılında 3milyon 200bin varil petrol üretildi.Amerika ve dier petrol açı devletlerin sondaj ekiplerinin sayısı bile bilinmemekteyken.Yapılan bunca çalışma bulunan petrol sadece 5 sondaj ekibi ile bulunmuş.Evet komik.Çıkarılan ham petrolün %30 u sadece Adıyaman ilimizdeki kuyulardan elde ediliyor.TPAO(Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) nın hedefi ise bu üretimi günlük 100bin varilin üzerine çıkartmak.Hala bu konuya yeterli önemin verilmediği düşüncesindeyim.Ama bu kadarı da bir ilerlemedir.Yetkililere bir Türk vatandaşı olarak teşekkürü borç bilirim…Hoşçakalın
Mart 11th,2009
Haber |
1 Comment

AA - 68 bilim adamının yürüttüğü uluslararası çalışmanın sonuçlarının yer aldığı raporda, eğer dünya iklimi daha da kurak hale gelirse, Afrika’dan, Latin Amerika’ya yağmur ormanlarının küresel ısınmayı hızlandırabileceği belirtildi.Bitkiler büyürken, ısıyı kendinde toplayan karbondioksiti emiyor, kuruyup çürüdüklerinde ise karbondioksit salıyor.Araştırma ekibinin başkanı, İngiltere’deki Leed Üniversitesi’nde tropik çevre bilimleri profesörü Oliver Phillips, “Amazon ormanlarının kuraklığa karşı şaşırtıcı biçimde hassas olduğunu” belirtti.Uzmanlar Amazon ormanlarının 1980’den bu yana yılda ortalama 2 milyar ton karbondioksit emdiğini, ancak 2005 kuraklığında 3 milyar ton kabrondioksit saldığını hesapladı. Kuraklık sonucu oluşan karbondioksit salınımı ağaçları öldürdü ve bitkilerin büyümesini yavaşlattı.Phillips, araştırmanın sonuçlarını içeren Science dergisinde yayımlanan yazıda, 2005 kuraklığının “toplam etkisi atmosfere ek olarak 5 milyar ton karbondioksit salınmasıdır. Bu Avrupa ve Japonya’nın yıllık toplam salınımından daha fazladır” dedi.
Mart 8th,2009
Haber |
No Comments

Bahreyn’in başkenti olan Manama’daki Bahreyn Dünya Ticaret Merkezi dünyada kendi elektriğini üreten tek gökdelen olarak biliniyor.
Gökdelenlerin arasında bulunun ve 26şar metre uzunluğundaki 3 rüzgar trübünü binanın elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.Yapı 240 metre uzunluğunda ikiz kulelerden oluşuyor.Projesi ile onlarca odül kazanan 50 katlı binanın inşaat projesi İngiliz mimar Tom Wright’a ait.
Böyle yapılar beni heyecanlandırıyor.Bir yandan da ürkütüyor sonu nereye varacak die…Hoşçakalın
Mart 8th,2009
İnşaat |
No Comments
Arkadaşlar hiç “hasretinle yandı gönlüm” şarkısını Seha Okuş’tan dinlediniz mi?Şarkıyı her dinlediğimde o kısacık zaman bana sanki seneler gibi gelir herseferinde.Aynı parçayı daha sonraki yıllarda Edip Akbayram da söylemiş fakat Seha hanım bambaşka söylüyor.

Tanımayanlar için SEHA OKUŞ:1933 yılında istanbul’da doğdu. ilk ve orta öğrenimini istanbul’da tamamladı, küçük yaşlarından itibaren başladığı müzik eğitimini daha da geliştirmek için istanbul belediye konservatuarı‘nın türk müziği bölümü’ne girdi. o yıllarda konservatuarın en seçkin hocaları olan münir nurettin selçuk, şefik gümeriç, emin ongan, halil bedi yönetken, nevzat atlığ, mefharet yıldırım‘dan dersler aldı. 1958 yılında bu okuldan mezun oldu. seha okuş istanbul radyosu’nda veya konservatuarın icra heyetinde ses sanatçısı olmak istiyordu. ancak kadrosuzluk nedeniyle bu iki kurumda da sanatını icra edecek ortam bulamadı.
bu sırada, konservatuarın klasik batı müziği bölümü korosunun “soprano” kadrolarından birinde açık vardır. arkadaşlarının ve hocalarının teşvikiyle bu görevi kabul eder; iki buçuk yıl bu kadroda görev yapar. o yıllarda konservatuarın batı müziği korosunun, istanbul operası korosu ile birleştirilmesi gündeme gelir. seha okuş, opera - şan bölümü mezunu olmadığından bu göreve devam etmek için tereddütlüdür. koronun şefi muhittin sadak ve yardımcısı şerif yüzbaşıoğlu. okuş’u çok başarılı bulmalarına ve görevine devam etmesini istemelerine rağmen, okuş, konservatuarın halk müziği topluluğuna naklini yaptırır (1961). aslında ilk başlarda bu durumdan çok memnun olmamıştır. çünkü gönlü “klasik türk müziği” icracılığındadır. ancak zamanla halk müziği uygulamalarına alışır, halk müziğini sever, hatta öylesine büyük bir tutku ile bağlanır ki yaşamının kalan kesiminde halk müziğinden kopamaz, seha okuş’a göre “halk müziğinde kutsal bir yön vardır”, işin içine girmeden, özümsemeden bunu anlamak imkansızdır. bu görüşünü meslek yaşamı boyunca pek çok yerde tekrarladığı şu cümle ile tanımlar: “halk müziğimiz halkın özüdür, ondaki toprak kokusunun piyasadaki türkücülerin icrasından alınması asla mümkün olamaz”.Seha okuş asıl kadrosunun bulunduğu konservatuarın yanısıra radyoda da mukaveleli sanatçı otarak 35 yıl görev yaptı.
Okuş, konservatuar’ın thm topluluğu şefi s. yaver ataman’ın emekliliğinden sonra yerine getirilen oğlu adnan ataman’la da yıllarca süren başarılı çatışmalara imza attı, o dönemde topluluğun tek konservatuar mezunu bayan sanatçısı seha okuş’tu.fiili görevine başlayamadan kısa bir süre sonra ailevi ve sağlık sebeplerinden ötürü bu görevinden ayrıldı. eski kurumuna geri döndü ve sanatçılık görevine devam etti. okuş’a göre artık belediye konservatuarı’ndaki görevinden emekli olma zamanı gelmişti. ancak yakın arkadaşları ve dostları (muazzan sepetçioğlu, ismail hakkı özkan, süheyla altmışdört) o’nun bu fikrine karşı daha başka bir fikir üretmişterdi. türk müziği bölümü’nün halk müziği repertuarı hocalığını teklif ettiler. okuş, bu görevi severek kabul etti. böylece konservatuardaki icracılığı sona erdi; öğretmenlik görevi ise başlamış oldu. bu görevini hala sürdürmektedir. seha okuş kendisini halk müziği icracılığının ardından repertuar öğretmenliği kulvarında da kabul ettirmiş bir sanatçıdır. aradan geçen zaman içinde iyiden iyiye ısındığı repertuar hocalığını sürdürebileceği bir başka ortam oluşur. yeğeni müjdat gezen binbir güçlükle kurduğu “müjdat gezen sanat merkezi“nin halk müziği bölümü’nün başına halasını getirmek ister. seha okuş yeğeninin ısrarlı teklifini kabul eder… 1990 yılında bu kurumun halk müziği bölümü başkanlığının yanısıra repertuar hocalığı görevlerini üstlenmiştir.
Mart 3rd,2009
Sanat |
No Comments